EDA ECE

22 yaş

Detayları Göster — Profil

Selam, ben Eda. Antalya’da yaşıyorum. Evim burada, görüşmelerimi de kendi evimde yapıyorum. 

Bunu baştan söylemek istiyorum çünkü bazı şeyler net olunca herkes daha rahat oluyor. Benim için evim sadece bir adres değil. Kapıyı kapattığımda kendimi güvende hissettiğim, sessizliğini bildiğim, kokusunu tanıdığım bir yer. Misafirimi de o yüzden buraya alıyorum. Dışarıda acele acele bir odaya girmek, henüz nefesini toplayamamışken her şeyin başlamasını beklemek bana hiç uymuyor. Sen geldiğinde de aynı şeyi istiyorum: kendini yabancı bir mekânda sıkışmış gibi değil, gerçekten oturabilmiş gibi hissetmen. Sen rahat olmazsan ben de olamam. Bu iş karşılıklı.

Nasıl biriyim diye sorarsan, dışarıdan bakınca ince belli, dolgun hatlı bir kadınım. Bunu saklamıyorum, çünkü vücut da bir gerçek. Ama benimle geçirdiğin zamanın asıl farkını yaratan şey o ilk bakış değil. Sohbet. Samimiyet. Karşındaki insanın bir rol mü oynadığını, yoksa gerçekten orada mı durduğunu hemen anlarsın. Ben rol yapmayı sevmiyorum. Kasılmıyorum, zorlamıyorum, “şimdi şöyle olmalıyım” diye kendimi sıkıştırmıyorum. İlk birkaç dakika genelde oturuyoruz. Konuşuyoruz. Belki bir çay. Belki evin içindeki sessizlik. Belki düşük sesle bir müzik. Gerisi çoğu zaman kendiliğinden geliyor. Acele etmeden, anın tadını çıkararak ilerlemeyi tercih ederim. Öpüşmeyi severim. Yakın teması severim. Birinin omzuna yaslanmasını, saçının kokusunu, elinin belime konmasını, bakışın bir saniye fazla durmasını severim. Bunlar bana “hizmet” gibi gelmiyor; iki insanın aynı odada gerçekten bulunması gibi geliyor.

Antalya’nın temposu da bana uyuyor. Yazın kalabalık, kışın daha sakin. Ben evimde olduğum için mevsimin dışarıdaki telaşı içeriye o kadar girmiyor. Gelenlerin çoğu “seninle konuşmak ne kadar rahatmış” der. Bunu duyunca gururlanmıyorum aslında; daha çok içim rahatlıyor. Demek ki olduğum yerde durabilmişim. Zoraki bir gülüş, ezberlenmiş cümleler, aceleyle soyunulan bir sahne… bunlar iz bırakmaz. Aceleyle geçen dakikalar insanın aklında durmaz. Ben iz bırakmayı severim. Birinin evden çıkarken “iyi ki gelmişim” demesini isterim. Abartılı bir şey değil bu. Sadece o günün, o saatin, o odanın gerçekten yaşanmış olması.

Açık konuşayım, bazı sınırlarım var. Bunları saklamam. Baştan söylerim. Netlik iki tarafı da rahatlatır. Sen de kendi sınırlarını söylersin. Oturur konuşuruz. Yanlış varsayımlarla ilerlemektense, “bu olur, bu olmaz” diye konuşmak çok daha temiz. Kimse zihninden okunmak zorunda değil. Ben de senin aklındaki her şeyi tahmin etmek zorunda değilim. Konuşmak yeter. Sağlık ve hijyen konusunda netim; bu konuda taviz vermem. Evimin düzeni, temizlik, özen… bunlar bana göre lüks değil, temel. Gizliliğe de önem veririm. Aramızda konuşulan hiçbir şey, yaşanan hiçbir an üçüncü kişilerle paylaşılmaz. Aynı özeni senden de beklerim. Kusura bakma, bu konuda yumuşak değilim. Çünkü güven bir kez kırılınca geri gelmez. Ben evimi açıyorum. Evimi açmak, birini içeri almak demek. Bunu ciddiye alıyorum.

Bazen insanlar escort kelimesinin etrafında hemen bir karikatür kuruyor. Soğuk, mesafeli, saat tutan, yüzüne bakmadan iş bitiren biri. Ben öyle değilim. Saat tabii ki var, hayatın gerçekleri var, karşılıklılık var. Ama o saatin içinde insan olmayı bırakmıyorum. Gülmek istiyorsan güleriz. Sessiz kalmak istiyorsan sessiz kalırız. Yorgun geldiysen, önce nefesini toplarsın. Bazen bir adam kapıdan içeri adımını atar atmaz konuşmaya başlar; işini, şehrini, neden burada olduğunu anlatır. Bazen de pek konuşmaz. İkisi de olur. Ben karşımdakini bir kalıba sokmaya çalışmam. Sadece sahte bir şey olmasın yeter.

Bedenimi seviyorum. İnce belimi, dolgun hatlarımı, tenimin sıcaklığını, yaklaşınca değişen nefesimi seviyorum. Ama beden tek başına yetmez. Dokunuşun bir anlamı olsun isterim. Aceleyle, mekanik, “hadi bitsin” hissiyle ilerleyen şeyler bana soğuk geliyor. O yüzden yavaşlamayı öneririm. Elin omzuma konur. Bakışın durur. Öpüşme başlar. O öpüşme bazen her şeyden uzun sürer. Bence öyle de olmalı. Yakınlık birden bire olmuyor. Bir odanın havası değişiyor önce. Ayakkabılar duruyor. Çanta bir kenara bırakılıyor. İnsan omuzlarını indiriyor. Ondan sonra zaten gerisi geliyor.

Evimde ağırlamayı sevmemin bir nedeni daha var. Dışarıdaki bir yerde her şey başkasının kuralına bağlı. Komşu duyar mı, koridor kalabalık mı, zaman dar mı… Evimde bunları ben ayarlıyorum. Işık nasıl olsun, oda nasıl dursun, çay var mı, müzik açık mı… küçük şeyler ama rahatlık küçük şeylerden oluşuyor. Sen geldiğinde de “burası ev” hissini istiyorum. Lüks bir sahne değil. Gerçek bir ev. Perde, koku, sessizlik, duruş. Kendini oturtabilmen. Çünkü sen oturamazsan ben de açılamam.

İstersen önce yaz. Konuşalım. Tanışalım. Herkesin aklında bir resim oluyor; o resim çoğu zaman eksik kalıyor. Birkaç mesaj, birkaç net cümle, beklentilerin konuşulması… bunlar hem seni hem beni korur. “Acaba yanlış mı anladım” diye içerde dönen sorular olmasın. Sınırlar konuşulsun. Zaman konuşulsun. Ne istediğin, ne istemediğin konuşulsun. Ben açık konuşan biriyim. Karşılığında da açıklık beklerim. O zaman iş kolaylaşıyor. Geri kalanı zaten birlikte hallederiz.

Kendine iyi bak. Umarım yollarımız kesişir. Kesişirse de acele etmeyelim. Kapı açılsın, oturalım, bakalım o günün ritmi ne istiyor. Belki sadece konuşuruz önce. Belki çay soğumadan yakınlaşırız. Belki öpüşme her şeyi çözer. Bilemem. Biliyorum ki aceleyle kurulan şeyler kalıcı olmuyor. Ben kalıcı bir iz bırakmayı tercih ederim. Antalya’da, kendi evimde, kendi tempomda. Sen de kendini zorlamadan gelirsen, o oda ikimize de yeter.